Hiçbir zaman anlamadı insanoğlu
Dünya birine kalacak olsaydı Süleyman’a kalırdı
Ölüm satın alınsaydı Nemrut tutar alırdı
Çıkmadık canlara derman bulurdu
Lokman Hekim ölmedi mi?
Bu yüzden hiç korkmadık biz
Umudumuz hep Allah’tandı.
Derdimize yüksel dedik, istediğin kadar yüksel!
Nasıl olsa geçmeyecek misin?
Zalimlere güçlen dedik, dilediğin kadar güçlen!
Nasıl olsa düşmeyecek misin?
Öyle oldu, olacak.
Bu dünya iyiyle kötünün arasında bir yerde
Ama günü geldiğinde iyilerden taraf olacak.
Algernon’a Çiçekler – Daniel Keyes

Algernon’a Çiçekler: Aklın Yükü, Cehaletin Huzuru ve İnsanın Acizliği
Cehalet mutluluk mudur? Akıl, insana verilmiş bir nimet olduğu kadar acı verici bir yük de olabilir mi?
Algernon’a Çiçekler kitabını okurken zihnimde dönüp duran soruların başında bunlar vardı. Zekâ geliştikçe insanın hayatı gerçekten kolaylaşıyor mu, yoksa daha önce farkında olmadığı sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldığı için hayatı giderek zorlaşıyor mu?
Roman henüz başlamadan, açılış sayfasında Eflatun’un Devlet adlı eserindeki mağara alegorisiyle karşılaşıyoruz. Bence bu oldukça anlamlı bir tercih. Karanlıkta yaşayan ve gölgeleri gerçek sanan insanlar, aydınlığa çıktıklarında hakikatle yüzleşmek zorunda kalıyor. Ancak hakikati görmek her zaman mutluluğu beraberinde getirmiyor. Bazen bilmek, insanın daha önce farkında bile olmadığı acıları da görünür kılıyor.
Bu alegori, aslında roman boyunca Charlie’nin yaşayacaklarının da habercisi gibi. Zekâsı geliştikçe dünyayı daha iyi anlamaya başlayan Charlie, aynı zamanda insanların gerçek yüzleriyle, geçmişiyle ve kendi varoluşuyla yüzleşiyor.
Burada insan ister istemez soruyor: Karanlıkta huzur içinde yaşamak mı, yoksa aydınlıkta acı çekmek mi?
Elbette cehaleti mutlulukla, bilgiyi de mutsuzlukla eşitlemek doğru olmaz. Ancak farkındalığın bazen ağır bir bedeli olduğu da inkâr edilemez.
Akıl yük, delilik özgürlük!
Belki biraz iddialı bir ifade ama insan bazen düşünmeden, sorgulamadan, farkında olmadan yaşamanın daha kolay olabileceğini düşünüyor. Zekâ arttıkça farkındalık, farkındalık arttıkça da insanın zihninde taşıdığı yük büyüyor olabilir mi?
Kitaptaki şu cümle bu açıdan oldukça anlamlı:
“Ama ben zekanın tek başına hiçbir anlam taşımadığını öğrendim.”
Gerçekten de zekâ tek başına ne ifade eder? İnsan çok şey bilip çok az sevebilir mi? Dünyayı anlayıp kendisini anlayamayabilir mi? Belki de insanı değerli kılan yalnızca ne kadar bildiği değil, bildikleriyle ne yaptığı ve diğer insanlara nasıl davrandığıdır.
Kitaptaki bir başka ifade de bu düşünceyi tamamlıyor:
“Zeka bir insanın sahip olabileceği en büyük lütuflardan biri… Ama ne yazık ki, bilgi arayışı sevgi arayışını kapı dışarı ediyor. Bu da benim son zamanlarda keşfettiğim şeylerden biri.”
Bilgi arayışının sevginin önüne geçmesi… Üzerinde düşünmeye değer bir mesele. İnsan zihinsel olarak geliştikçe duygusal olarak da olgunlaşıyor mu? Yoksa bazen zekâ, insanı diğer insanlardan uzaklaştıran bir duvara mı dönüşüyor?
Charlie’nin zamanla insanlara karşı sabrını kaybetmesi de bunun bir yansıması gibi:
“… ve vaktimi çalmaya yeltenen kişilere hiç sabır gösteremiyorum.”
Burada kendimize de dönüp bakmak gerekiyor. Bildiklerimiz arttıkça bilmeyenlere karşı daha mı tahammülsüz oluyoruz? Zekâmız gelişirken merhametimiz, sabrımız ve anlayışımız aynı ölçüde gelişiyor mu?
Romanın bende uyandırdığı düşünceler yalnızca zekâ ve bilgiyle sınırlı kalmadı. İnsan zihninin sınırlarını da sorguladım. Acaba zihnimiz yaşadığımız her şeyi bir yerlerde saklıyor olabilir mi? Unuttuğumuzu düşündüğümüz anılar, hisler ve deneyimler gerçekten kayboluyor mu, yoksa yalnızca onlara ulaşma yetimizi mi kaybediyoruz? Bence insan zihni, henüz tam olarak anlayamadığımız pek çok şeyi içinde barındırıyor olabilir.
Bu noktada Dolly adlı klon koyun da aklıma geldi. Bilim, yaşamın biyolojik süreçlerine müdahale edebiliyor, hatta canlıların genetik kopyalarını oluşturabiliyor. Fakat bir canlıyı biyolojik olarak yeniden üretmek, onun bilincini, hatıralarını, duygularını ve benliğini de yeniden üretmek anlamına gelir mi? Bilimin yapabildikleri ile insanın gerçekten anlayabildikleri arasında hâlâ büyük bir mesafe var.
Bütün bunlar beni insanın acizliği üzerine düşünmeye yöneltti.
İnsan, acizliği ölçüsünde mi ilahi desteğe mazhar olur?
İnsanın kendi gücünün sınırlarını fark etmesi, belki de hakiki anlamda kendisini tanımaya başlamasıdır. Zekâsına, bilgisine ve yeteneklerine güvenen insan, bunların ne kadar geçici olduğunu çoğu zaman unutuyor.
Yâsîn suresinin 68. ayeti bu açıdan oldukça düşündürücü:
“Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü ve yeteneklerini azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?”
İnsan gençliğinde sahip olduğu gücü, hafızayı, kavrama yeteneğini ve bedensel imkânları zamanla kaybedebiliyor. Bugün bildiklerimizi yarın hatırlayamamak, bugün kolaylıkla yaptıklarımızı bir gün yapamaz hâle gelmek mümkün.
Charlie’nin yaşadıkları da tam olarak bu kırılganlığı hatırlatıyor. Zekâsındaki olağanüstü yükselişin ardından gelen gerileme, insanın sahip olduğu hiçbir yeteneğin mutlak ve kalıcı olmadığını gösteriyor.
Belki de moronuz!
Bunu bir küçümseme olarak değil, insanın kendi bilgisine gereğinden fazla güvenmesine yönelik bir sorgulama olarak söylüyorum. Bildiklerimiz, bilmediklerimizin yanında ne kadar küçük olabilir? Kendimizi çok zeki gördüğümüz bir dünyada, aslında ne kadar sınırlı bir kavrayışa sahibiz?
Benim için bu romanın en önemli çağrışımlarından biri de şu oldu: Allah’ın içerisinde bulunmadığı bir denklem yoktur.
İnsan hayatını yalnızca sebep-sonuç ilişkileriyle açıklamaya çalışsa da zaman, kader, ölüm, bilinç ve irade gibi meseleler karşısında kendi sınırlarıyla yüzleşiyor. İnsan bir şeyleri değiştirebilir, çabalayabilir, öğrenebilir; fakat her şeyi kontrol edemez.
Buradan insanın cüzî iradesi ile Allah’ın küllî iradesi arasındaki ilişkiye de uzanıyorum. İnsan tercih eder, gayret gösterir, kendi imkânları ölçüsünde hayatına yön verir. Ancak sahip olduğu imkânların, yeteneklerin ve hatta zamanın bile mutlak hâkimi değildir.
Acı gerçeklerle yüzleşmek bazen insanın dünyasını yıkabilir. Fakat belki de önemli olan bu yıkımın kendisi değil, ardından oluşan farkındalıktır. İnsan her şeyi bilemeyeceğini, her şeye gücünün yetmeyeceğini ve her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul ettiğinde başka bir olgunluk düzeyine ulaşabilir.
Algernon’a Çiçekler, sade ve anlaşılır bir dille yazılmış bir roman. Olayların gidişatında benim açımdan büyük sürprizler yoktu. Ancak kitabın değeri de bence sürprizlerinde değil, okuru kendi hayatıyla yüzleştirebilmesinde. Her insanın kendinden bir şeyler bulabileceği, farklı yaşlarda okunduğunda farklı anlamlar kazanabilecek bir eser.
Kitabı bitirdiğimde zihnimde zekâdan çok zaman, kader, ölüm ve insanın acizliği vardı.
Belki de asıl mesele daha zeki olmak değil; sahip olduğumuz zekânın sınırlarını bilmek, bilgiyi merhametle tamamlamak ve bütün bu geçiciliğin içerisinde insan kalabilmek.
Çünkü insanın her şeyi anlamaya gücü yetmeyebilir. Ama bu, anlam arayışından vazgeçmesini gerektirmez.
NOTLAR
- Eflatun, Devlet – karanlık, aydınlık meselesi…
- Cehalet mutluluk mudur? Akıl acı verici olabilir mi? Zeka geliştikçe bazı konulardaki sorunlar da o derece artıyor mu?
- Akıl yük, delilik özgürlük!
- İnsan acizliği kadar ilahi olarak desteklenir?
- Zihin acaba herşeyi saklıyor olabilir mi? Bence olabilir.
- Kitap sade bir dille yazılmış, sürpriz yok. Her insan kendinden birşeyler bulabilir.
- Allah’ın içerisinde bulunmadığı bir denklem yoktur.
- İnsan acı gerçekleri insanın yüzüne vurarak duygusal bir yıkıma sebep oluyor ancak bu yıkım bir farkındalık oluşturmalı. İnsanın iradesinin cüzi olduğu, külli iradenin Allah olduğu çıkarımını yapabiliriz.
- Koyun Dolly aklıma geldi mesela…
- Yasin 68 – Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü ve yeteneklerini azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?
- Belki de moronuz!!!
- Zaman, kader, ölüm…
- “Ama ben zekanın tek başına hiçbir anlam taşımadığını öğrendim.”
- “Zeka bir insanın sahip olabileceği en büyük lütuflardan biri… Ama ne yazık ki, bilgi arayışı sevgi arayışını kapı dışarı ediyor. Bu da benim son zamanlarda keşfettiğim şeylerden biri.”
- “… ve vaktimi çalmaya yeltenen kişilere hiç sabır gösteremiyorum.”
Regex: Her satırda belirli bir karakter sayısı seçme
Elinizdeki metnin her satırı üzerinde belirli bir sayıda karakteri seçmek için aşağıdaki regex komutunu kullanabilirsiniz. Peki bu ne işe yarar mesele bütün satırlarda değişiklik yapmak istiyorsunuz diyelim belirli bir karakter sayısınca, bu yöntemden yararlanabilirsiniz.
^.{22}
Hiç Oldum
Beşer idim şaşkın oldum
Yandım, belki insan oldum
Zahir nedir ki, batın nedir ki?
Dile gelmez bir sır oldumHakkın emaneti bendedir, bende
Cümle alem ol sözünde
Gurbet nedir ki, vuslat nedir ki?
Sana çıkan bir yol oldumBir gönül kırdım, ah bilmeden
Kurşunlar yağdı göklerden
Tabip kimdir ki, kalp neçedir ki?
Gelmezsen ben bir taş oldumAteş oldum, dumanım yok
Umman oldum, sahilim yok
Kalem nedir ki, kelam ne der ki?
Yarım kalan bir söz oldumGeldim dergâhına yüz çevirme bana
Kapılar kapandı deme
Vücut nedir ki, adem nedir ki?
Varlığında bir hiç oldumİbrahim Kalın
Godaddy Üçüncü Parti SSL Yenileme İşlemi
Öncelikle yeni sertifikamızı satın alıyoruz ve kurulum için ilgili şirket paneline geçiş yapıyoruz.
Burada sertifika kurulumunu gerçekleştiriyoruz. admin@blabla.com adresine doğrulama e-postası düşüyor. E-posta hesabına girip onayımızı gerçekleştiriyoruz.
Bir müddet sonra doğrulamanın tamamlanmadığı SSL sertifikasını satın aldığımız şirketin panelinde görünüyor.
Daha sonra godaddy, cpanel yöneticisine girip SSL/TLS’i seçiyoruz.
Daha önceki yıllarda kurulum yaptığımız için listede sertifika bilgimiz görünüyor. Install butonuna basıyoruz. SSL sertifikasını aldığımız firma panelinde Certificate (CRT), Private Key (KEY) ve Certificate Authority Bundle (CABUNDLE) bilgilerini kopyalayıp ilgili yerlere yapıştırıyoruz ve sonrasında Autofill by Certificate butonuna basıyoruz. Install certificate diyerek işlemi tamamlıyoruz.
Hem eski sertifika, hem de yenisi görünüyor. Eskisini silebiliriz.
Romanya Yergöğü ve Köprü Faciası

Aslında herşey geçtiğimiz ay Romanya seyahatim sırasında arabayla yolculuk esnasında gördüğüm yukardaki anıt ile başladı. Yer Romanya anıtın üzerindeki tarih de 1595 olunca kesin bizimle bir ilgisi olduğunu düşünerek araştırmaya başladım. Meğerse Köprü Faciasının gerçekleştiği yermiş burası. Tam konumunu da aşağıdaki haritada işaretledim.



Nisan’a Kaç Var
Yazmadım seni daha,
Sevmeye ayırdım tüm zamanları,
Yazmaya bu yüzden vaktim olmadı.
Ben düşünmeye başlayınca seni
-Ki bu bir önceki düşünmenin sonundan çok öncedir-
İnan ki dağlar, taşlar, inan ki bulutlar, yağmur ve kar
Toprakla su ve gökyüzü, güneş ay ve yıldızlar
Onlar da benimle birlikte
Ve onlar da benim kadar seni düşünürler…
Benim kadar diyemem ama
Yemin ederim onlar da seni özler.
Hep dalgınım bu günlerde
Saati cezveye koyup yumurta tutuyorum,
Bir gün takvime bakmasam yılı unutuyorum.
Aklım başıma gelmiyor, başıma çarpmadan dallar
Yolda yürürken dalıp dalıp gidiyorum.
Nisan’a kaç var diyorum saati sorarken.
Hiç böyle olmamıştım.
Bilenlere sordum; ‘AŞK bu’ dediler!
Metin Vural
Uçun Kuşlar
Uçun kuşlar uçun, doğduğum yere
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır
Ormanlar koynunda bir serin dere
Dikenler içinde sarı gül vardır
O çay ağır akar, yorgun mu bilmem
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem
Yüce dağ başında siyah tül vardır
Orda geçti benim güzel günlerim
O demleri anıp bugün inlerim
Destan-ı ömrümü okur dinlerim
İçimde oralı bir bülbül vardır
Uçun kuşlar uçun, burda vefa yok
Öyle akarsular, öyle hava yok
Feryadıma karşı aks-i sada yok
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır
Hey Rıza kederin başından aşkın
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın
Sende derya gibi daima taşkın
Daima çalkanır bir gönül vardır
Rıza Tevfik Bölükbaşı